Ahmet Yıldız’ın ölümüyle, kendi arka bahçenizde bile neler olduğuna bir bakın. Amerika’da GLBT olmak yasadışı değil, ama insanlar hala dışlanıyorlar, tacize uğruyorlar, ve maalesef hala nefretle ilgili şiddete ve suçlara maruz kalıyorlar... Nefret cinayetleri heryerde oluyor ve nasıl baş edildiği ya da nasıl yanlış ele alındığı burada eyaletten eyalete, ve uluslararası boyutta ülkeden ülkeye değişiyor. Dolayısıyla sorunun cevabı hayır, daha almamız gereken çok yol var. İnsanların tereddüt ya da korku olmaksızın gerçek renklerini gösterebilmeleri için.
”Bring ya to the brink” albümünüz 1997 yılında yayınlanan Sisters of Avalon albümünüzden beri yeni materyallerle hazırladığınız ilk albüm, arada bazı alternatif çalışmalar yayınladığınız halde, sanki sonunda gözünüzü listelere diktiniz gibi geliyor ve kaldığınız yerden devam ediyor oluşunuzu görmek harika, bu albümün arkasındaki motivasyonunuz neydi?
Doğru. Son iki albümüm özel çalışmalardı. Bilinen şarkılar üzerinde kendi payımla yaptığım işlerdi. Bu albümde kapıdan tam anlamıyla bambaşka bir işle çıkmak ve benim için daha doğal olanı yapmak istedim. Bir dans albümü yapmaya karar verdim, çünkü kulüpler için şarkılarıma her zaman remixler yaptırıyordum; hatta baladlarıma bile. Her zaman kulüplerde ikincil bir kariyerim oldu. Gerçekten hiç bırakmadım. Kulüplerde şarkı söylemeye, oralarda sanat işi çıkarmaya bayılıyorum. Benim için tam bir öteki yüz demek. Bu cd için çağdaş dans müziğinde baştan aşağı kendi yerimi almak istedim. Bir şekilde hep kulüplerde olacağım öyle ya da böyle. Dans pistleri için direkt düşünülsün ya da düşünülmesin. Çalışmamda kendi türlerimi ve tarzımı da işin içine alabildiğim için şanslıyım.
True Colors ,1986 yılında Amerika listelerinde kariyerinizdeki son bir numaranızdı,ve şimdi kulüp listelerinde ardı ardına “Same ol’ Story” ve “Into the nightlife” ile bir numara oldunuz, bu efsanevi bir geri dönüş gibi gözüküyor, dahası 2007 yılından itibaren True Colors turnesindesiniz ve bu bir turneden çok bütün insanların paylaşması gereken özgürlükleri kutlayan bir anlam içeriyor, insanların şarkınızdaki gibi gerçek renklerini hiç tereddüt etmeden gösterebildiklerine inanıyor musunuz?
Maalesef, bütün insanların gerçek renklerini gösterebildiklerini sanmıyorum. Ahmet Yıldız’ın ölümüyle, kendi arka bahçenizde bile neler olduğuna bir bakın. Amerika’da GLBT olmak yasadışı değil, ama insanlar hala dışlanıyorlar, tacize uğruyorlar, ve maalesef hala nefretle ilgili şiddete ve suçlara maruz kalıyorlar... Nefret cinayetleri heryerde oluyor ve nasıl baş edildiği ya da nasıl yanlış ele alındığı burada eyaletten eyalete, ve uluslararası boyutta ülkeden ülkeye değişiyor. Dolayısıyla sorunun cevabı hayır, daha almamız gereken çok yol var. İnsanların tereddüt ya da korku olmaksızın gerçek renklerini gösterebilmeleri için.
Röportaj: Cenk Erdem
Devamı GayMag Temmuz Sayısında!
